Şubat 2014

İnsanın önündeki tek engelin kendisi olduğunu.

İki kere düşünüp bir kere konuşmanın ne demek olduğunu.

Yorumların net ve kısa cümlelerden oluşması gerektiği.

Hayat fırsatlarla dolu. Ancak bir fırsat kaçtığında “olanı kabullenmek” gerektiğini.

İnsanlar ile iletişimin önemi.

Yapılacak olan bir işin sonuca götürülecek tüm adımlarının çıkartılıp, her adımın sorgulanması gerektiği.

İnsanın kendisi ile alaycı olması gerektiğini.

Yönetici dediğin adamın çalışanlarının başında durması gerektiğini.

Arayüz tasarımda konvansiyonların önemini.

Iskaladığım her olayda “Şimdiki An” da olmadığımı.

Problemi tam olarak belirlemem gerektiğini.

Aktarılan (Assign edilen)  işlerin “iki kere” sorgulanması gerektiği.

Kurumsal hayatta (ne demekse?)bir iş üzerinde çalışan ne kadar çok personel varsa o işin sarpa saracağı, en iyi yolun işleri ya tek başına halletmenin ya da her personelin yaptığı icraatların incelenmesi gerektiğini.

Arthur Ashe

Tanrı böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti?

– Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar. 5 milyonu tenis oynamayı öğrenir. 500 bini profesyonel tenisçi olur, 50 bini
yarışmalara girer, 5 bini büyük turnuvalara erişir, 50’si Wimbledon’a
kadar gelir, 4’ü yarı finale, 2’si finale kalır. Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Tanrı’ya ‘Neden ben?’ diye hiç sormadım. Şimdi sancı çekerken, ona nasıl ‘Niye ben’ derim?
Mutluluk insanı tatlı yapar. Başarı ışıltılı. Zorluklar güçlü. Hüzün insanı insan yapar. Yenilgi mütevazı. Tanrı’ya asla ‘Neden ben?’ diye sormayın. Ne olacaksa zaten olur…” İmza: Arthur Ashe.

Arthur Ashe

Ashe, tenis oynadığı yıllarda tenisin 1 numaralı adamı. Şimdinin sporcuları Messi, Ronaldo, Tiger Woods’u gibi. Okuduklarımdan anlayabildiklerim kadarıyla hayata 40 – 0 geriden başlayıp zorluk kavramını iliklerine kadar yaşamış, durumu 40-40 a kadar getirmiş ama hayat mefhumu sanki “vay sen misin bana bunu yapan” der gibi avantajı en trajik şekilde elde etmiş. A

6 Şubat 1993’te AIDS’e bağlı olarak gelişen zatürre sebebiyle hayatını kaybetsede  “zenci olmak aids olmaktan daha zor” diyerek durumu özetlemiştir.

 

Ekşi Sözlük https://eksisozluk.com/arthur-ashe–576737 

Wiki http://tr.wikipedia.org/wiki/Arthur_Ashe 

Kısa kısa notlar;

Dünyada bir numara olmuş ABD’li tenisçi. Kariyerinde üç Grand Slam şampiyonluğu olan Ashe, bu performansla en iyi ABD’li tenisçilerden biriydi.

Afrikalı-Amerikalı Ashe, ABD Davis Kupası takımına seçilen ilk siyahi sporcuydu. Ashe Wimbledon, Amerika Açık veAvustralya Açık’ı kazanan tek siyah olmuştu

 

Dünyada bir numara olmuş ABD’li tenisçi. Kariyerinde üç Grand Slam şampiyonluğu olan Ashe, bu performansla en iyi ABD’li tenisçilerden biriydi.

Afrikalı-Amerikalı Ashe, ABD Davis Kupası takımına seçilen ilk siyahi sporcuydu. Ashe Wimbledon, Amerika Açık veAvustralya Açık’ı kazanan tek siyah olmuştu

Ashe’nin annesi Mattie Mart 1950’de, henüz 27 yaşındayken gebelikteki toksik etkilere bağlı gelişen (günümüzde preeklampsi olarak bilinen) rahatsızlıklarla yaşamını yitirdi. Ashe ve kardeşi, tamirat işleri yapan babaları tarafından büyütüldü.

Genç Ashe oyunuyla Sports Illustrated’in dikkatini çekmeyi başardı. 1963’te Kaliforniya Üniversitesi, Los Angeles(UCLA)’tan tenis bursu kazandı.

Kardeşi Johnnie onun yerine orduda ekstra görev yapmayı kabul edince, Ashe Vietnam Savaşı için orduya girmek zorunda kalmamış, böylece şampiyonaya katılabilmişti.

Ashe aynı yıl hem amatör hem de açık ülke şampiyonasını kazanan tek tenisçi olmayı başardı.

1972 de  Güney Afrika yönetimi tarafından vize başvurusu geri çevrilen oyuncu, bu sebeple Güney Afrika Açık’a katılamadı.

1940’larda dünyanın bir numarası olan Jack Kramer, 1979 tarihli otobiyografisinde Ashe’yi tüm zamanların en iyi 21 oyuncusundan biri olarak nitelemişti.

Ashe 1980’lerin başında geçirdiği bypass ameliyatı sırasında verilen kanlardan HIV kaptı.

Ashe ve doktorlar, virüsün kaynağının sporcunun ikinci kalp ameliyatı sırasında verilen kanlar olduğu fikrinde birleşti.

6 Şubat 1993’te AIDS’e bağlı olarak gelişen zatürre sebebiyle hayatını kaybetti.

Ölüm törene 6000’den fazla kişi katıldı.

Ocak 2014

30’lu yaşlarda çocuk sahibi olanlardan duyduğum kadarıyla, daha erken yaşlarda çocuk sahibi olunması gerektiği.

Yapılacaklar listesinin çok önemli olduğu, listemiz olmadan ve ne yapacağımızı bilmeden vaktimizi boşa harcanabileceğimizi.  http://www.youtube.com/watch?feature=player_detailpage&v=3GdgoQs-UM8#t=244

Mantıklı yollar ile bir sonuca ulaşılmadığımızda, karşıdakinin tamamen aptal ve kişisel  kararlarını yeğlemektense toplantıyı terk etmenin, telefonu karşıdakinin yüzüne kapatmanın bazen en doğru yol olduğu.

En değerli zamanın şimdiki an olduğu. http://www.youtube.com/watch?v=b9wf1qDQM9c&list=PLWkeu1YDglpoHcHlWtxpYG2yxCWnlzN51

Hayat sen planlar yaparken başına gelen şeyler olduğu. John Lennon  http://tr.wikiquote.org/wiki/John_Lennon

Grafik Tasarımda akla ilk gelen fikri yıkmanın önemini yeniden anladım. Bazen alınan ilk kararların kolaya kaçmak amacıyla veya kişisel başka sebeplerden dolayı alınabileceğinin, alternatiflerin de verimli olabileceğini anladım.

Nerede hareket orada bereket. Sözünün yaşayarak hatırladım. Belirsizlik ve ne yapabileceğini bilememe durumlarında artık bu lafı hatırlamaya çalışıyorum.

Yaratıcılığın isteki olmakla beraber olduğunu.

İçinde benimde olduğum bir durum hakkında meydana gelen problemde sıkıntıyı önce kendimde aramam gerektiği sonra başka durumları değerlendirmem gerektiğini.

Bize verilen her günün son saniyesine kadar çok önemli olduğunu, futbol maçları için ayrılan 90dknın büyük bir dikkatle ile geçirmesini gerektiğini gibi aksi taktirde sonuçların bambaşka olabileceği.

Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler.

Paranın satın alabileceği en iyi ekipmanları hak ettiğimizi.  Detaylar http://ferruh.mavituna.com/hayatinizi-degistirecek-oneri-oku/

Bu da ne?

Kaptanın Seyir Defteri”  Gemi kaptanın kamarasında mum ışının yaydığı ışık ile günün özetini ve önemli kısımlarını yazması.

Kaptanın kendisi ile baş başa kaldığı, kendini sorguladığı, birazda yalnızlığını gidermeye çalıştığı bir ritüel.

Kaptanın geceleri konsantre bir halde günün özetini yazmasını izlemek çizgi filmde olsa bile çok keyiflidir. Kaptan olmak dümeni kontrol ve idame etmekten çok daha fazlasını gerektirir. Geminin doğru bir rotada ilerlemesi, haritadan ve etraftan çıkarım yapmak, geminin bakımı, rüzgarın doğru kullanımı, korsanlar ile mücadele, gemi de bulunan stokları yönetmek ve en önemlisi tayfayı kontrol etmek, gemi tayfasının çıkaracağı isyanları önceden sezip bastırmak.  Tüm bu detayları kaptanın Seyir Defterini yazarken görebilirsiniz.

Captain Haddock

Kaptanın Seyir Defterin”  adı altında, günlük yaşamdan gözlemlediğim, öğrendiğim detayları kendim için yazmaya çalışacağım.

Sonuç olarak almaya çalıştığım notlar günü gününe olmasa da bir ayın sonuna geldiğimde aldığım notlardan kısa kısa notlar çıkartıp bu başlık altında derlemeye çalışacağım.

Nota defteri

Otobüsle bir görüşmeye giderken, ayakta durmaya çalıştığım kısımda oturan bir adamın elinde, nota kağıtları gördüm. Müzikle mi ilgileniyorsunuz diye sordum. Müzikle ilgilendiğini, enstrüman çaldığını ancak bu hafta okuyacağı bir beste olduğu için arada besteye göz attığını söyledi. Eskiden İstanbul da mimarlık yapıyormuş. Belediyeler, müteahhitler çok sıkmış adamı, mimarlık yaptığı dönemde. Keşke daha önce başlasaydım müziğe şimdi öğretmenlik yapardım felan dedi. Okul yıllarında Ney almak için bir dükkana gitmiş, dükkan sahibi hem kaba hem de Ney den anlamayınca iletişim kuramamış ve başlayamamış Ney’e, emekli olduktan sonra ilgilenmeye başlamış. Beni göstererek, müzik yaparken biz sizlerden, dinleyicilerden çok korkuyoruz dedi. Bende seyircinin buna benzer her konuda çok acımasız olduğu ekledim.

Neyin çeşitleri olduğundan, en iyi Ney kamışının da Antakya dan geldiğini söyledi. Bende Antakya da 2 yıl kaldığımı söyledim ve kamışların tam olarak nereden geldiğini merak edip sordum. Yeri tam olarak hatırlayamadı ama yanlış hatırlamıyorsam Romanların olduğu bir bölgede yetiştiğini anlattı, bu seferde ben çıkaramadım. Antakya da Roman, Suriyeli, Iraklı, Yahudi, Ermeni, Sunni, Alevi mezhebine bağlı, Kürt kökenli her bölgeden insanın yaşadığını söyledim ve ortamın çok iyi olduğundan ve geçinememek gibi bir sıkıntılarının olmadığını ekledim. Eklemez olaydım, konu Amerikanın pis mikroplu oyunları etrafında şekillenmeye başladı, sıradanlaştı, ağırlaştı.

Grafik Tasarım ve Müşteri

Grafik Tasarım ve Müşteri İlişkisi

İşini severek yapan her insan gibi “Grafik Tasarımcılarda” bir dervişin bile sabrını zorlayacak derecede sıkıcı bir sürecin içine girebilirler. Sıkıcı süreci oluşturan nedenler sanıldığı gibi tasarımı üretirken değil müşteri ile yaşanan ilişkilerdir.

Müşteri tarafında çok sayıda karar merci ve net olmayan görüşler olabilir. Hatta aynı grupta farklı çıkarları olan yöneticiler bile olabilir. Bu denli karmaşık ve zaman alıcı süreçte en yetenekli tasarımcıların oluşturduğu tasarım stüdyosunda bile çok acı bir süreç olabilir.

Müşterinin grafik tasarıma karşı sahip olduğu tavır, grafik tasarımın fazla kolay olmasıdır. Hatta bilgisayarlar zaten her şeyi yaparlar. Müşterinin bu tavrı doğru veya yanlış demiyorum, müşteri disiplinleri, metotları ve trendleri bilmek zorunda değil. Sonuçta dünyanın en kritik işini yerine getirmiyoruz. Penisilini icat etmek, kaynakları verimli dağıtmak gibi. Bir çok grafik tasarımcı mesleklerinin önemli olması için mücadele ediyor.

Müşteri

Sony firmasında çalışan yöneticiler yıllarca ürünlerin fonksiyonları ve tasarımı hakkında mühendislere ve grafik tasarımcılara(o yıllarda böyle bir pozisyon varsa tabi) emirler yağdırıp durdular. Çünkü tasarım zaten fazla kolay, yapı verin ne olacak? Bu şekilde o yıllarda şirketlerin en büyük amacı(günümüzde hala geçerli) olan kar marjını arttırmış olabilirler. Ancak günümüzde bunun bedelini ödediklerini düşünüyorum.

Sony den bir ürün

İlişki Nasıl Yönetilmeli

Çalıştığınız müşteri zevksiz, estetikle alakası yoksa (ki genelde böyle olmaz 🙂 değil mi? ) orijinal olmaya çalışmayın, kolektifleri kullanın, müşterinin istekleri, beklentileri (yanlış dahil olsa) yerine getirebiliriz. Sonuç sony ürünleri gibi saçma sapan çıktılar olsa da müşteri ile ortak bir payda da buluşulmalı aksi halde çok acı çekebilirsiniz.

Müşterinin görmek istediği yanarlı dönerli, 90’lı yıllardan kalma sitiller dahi olsa bile müşteriye günümüz koşullarını anlatmanız debriyaj yakmaya benzer, ancak aracın yürümesi gerekir.

Neyi yapıp neyi yapmama lüksüne sahip olana kadar, bizden istenenleri yerine getirebiliriz.  Massimo Vignelli gibi guruların müşteriyi kabul etme süreçleri vardı. Projeyi kabul etmeme lüksüne sahipler. Vignelli projelerinde muhatap olarak sadece patronlar ile görüşürler. Hem şirketin amaçlarını, hedeflerini en iyi bilen kişiler olduklarından hem de koltuk kaygısı ile revizyon isteyen yöneticileri aradan çıkarırlar bu da ayrı bir yazının konusu

Orijinal fikirlerinizi boş zamanlarınızda gerçekleştirebilirsiniz. Steve Jobs, Steve Wozniak, Bill Gates gibi okuldan hatta işten sonra yaptıkları gibi. Ne demek istediğimi anlıyorsunuz.

Font ve Yazı Karakteri Nedir?

Grafik Tasarım, karmaşık ve dinamik bir konu aynı zamanda evrensel. Grafik tasarımda dil ve kelime dağarcığını geliştirmek, bu alanda derinlemesine bilgi birikimine sahip olmak hem yaratıcılık anlamında hem de tasarım problemlerini analiz edip çözmek için bizlere çok katısı oluyor.

Font” ve “Yazı Karakteri” genellikle çok karıştırılan bir konu.  Gözlemlediğim kadarıyla “Font” lafının Türkçe karşılığı “Yazı Karakteri” gibi algılanıyor, ancak ikisinin de birbirinden farklı basit anlamları var.

Font Nedir?

Fontu fiziksel bir kalıp olarak düşünebilirsiniz, bir araçtır. Eskiden font tasarlamak isteyen bir tasarımcı ahşap, demir gibi malzemelerden kalıplar hazırlaması gerekirdi.

http://vimeo.com/47438724
Video da fontları düzenleyip, baskı makinasına yerleştiren kişiyi görüyorsunuz.

Yazı Karakteri Nedir?

Font ile bastığınız harflerin kendisi yazı karakteridir. Video da dizilen fontlar sonucunda elde edilen çıktıların üzerindeki harflerin kendisi.

Başka bir örnek vermek gerekirse, daktilo kullanarak yazdığınız bir metin de, tuşlar font, kağıdın üzerindeki harfler ise yazı karakteridir.

Grafik Tasarım Hakkında Notlar

Tasarıma başlarken sabırlı olun

Brief doğrultusunda veya pratik yapmak amaçlı tasarım çalışmasına başladığınızda tasarımı bir çırpıda bitirebileceğinizi sanmayın. Belirsizliği kabul edin.

Küçük parçalara bölün

Tasarıma başlamadan önce onu parçalara bölün. Bu parçalar  web tasarım projelerinde olduğu gibi “Header, body, content, sidebar, footer” gibi birbirlerinden ayrık net parçalar olmasa bile tasarımı kendi içinde istediğiniz şekilde parçalara ayırmalısınız. Aşağıdaki örneğe göz atın lütfen;

http://dribbble.com/creativemints
http://dribbble.com/creativemints

Hiç bir şey zor değildir, yalnız onu ufak parçalara bölmesini bilelim. H.Ford

Orijinal olmaya çalışmayın, sadece iyi olmaya çalışın.

İşimiz sonuç olarak insanlara bilgiyi aktarmak. Aktarılmak istenen bilgiyi düz metin biçiminde vermekten doğan problemleri grafik tasarım ile çözüyor, bilgiyi grafikle yeniden düzenliyoruz. (hadi gözüm bize bir tasarım yap çok güzel olsun, şeklinde bir mail alan tasarımcılar derleyecekleri bilgi hakkında bir açıklama yapılmadığı için gergin olurlar, bu ayrı bir yazı konusu)

İnsanların, bu oluşturulan düzene karşılık nasıl tepki verdikleri hakkında yeteri kadar bilimsel çalışmalar yok.  Ancak tecrübe ile elde edilen bazı bilgiler var bu bilgilere sadık kalmalıyız. Örneğin web tasarımda orijinal olacağız diye insanların alışık olduğu hiyerarşiyi alt üst etmenin anlamı yok.

Orijinal olmaya çalışmayın, sadece iyi olmaya çalışın. Paul Rand

Tasarımcılar bir iş aldığında bu iş ile ilgili daha önce hiç yapılmamış bir çalışma hazırlamak için çok istekli olurlar. Piyasada tasarımcılara karşılık böyle bir algı hep vardır. Böyle bir hazırlık yerine insanların alışkanlarını kullanmak gerekir.

Bu tavsiyeler bana ait değil, araştırdığım kaynaklardan kendim için derlediğim notları bir araya getirerek, bilgiyi paylaşarak yaymak için yazıyorum çünkü en büyük zenginlik paylaşabilmektir.

Şimdi neden en değerli şeydir?

Zaman hiç de değerli bir şey değildir, çünkü o bir illüzyondur. Sizin değerli olarak algıladığınız şey zaman değil, zamanın dışındaki tek noktadır:Şimdi. O gerçekten değerlidir. Siz zaman -geçmiş ve gelecek- üzerinde ne kadar çok odaklanırsanız, Şimdi’yi var olan en değerli şeyi de o kadar çok kaçırırsınız.

Şimdi neden en değerli şeydir? Birincisi, çünkü o tek şeydir. O var olan her şeydir. Ebedi şimdiki an, içinde tüm yaşamınızın geliştiği yerdir, o değişmez tek etkendir. Yaşam şimdidir. Yaşamınızın şimdi olmadığı bir zaman asla olmamıştır ve olmayacaktır. İkincisi, Şimdi sizi zihnin sınırlarının ötesine götürebilecek tek noktadır. O sizin sonsuz ve form’suz Var’lık alemine tek giriş noktanızdır.

Eckhart+Tolle[1]

Şimdi’nin Gücü Etkhart Tolle.

Ömer Durmaz ISType 2012

 

Grafik tasarımın Türkiye’deki izleri üzerine geçmişten günümüze belgeler toplayan grafik tasarımcı Ömer Durmaz, bir ‘tasarım tarihçisi’ olmadığını özellikle vurgulayarak araştırması sırasında tuttuğu mütevazı notları bu sunumla dolaşıma açmayı ve gelecekte yazılacak bir Türkiye Grafik Tasarım Tarihi kitabı için mimler koymayı amaçlıyor. Erken Cumhuriyet döneminde grafik tasarımın oluşumuna dair hareketlenmelere değinecek sunum; “Elifba’dan Alfabe’ye”, “Grafik Tasarımın Gelişimindeki Öteki Aktörler”, “Grafik Tasarım Tarihimizde İlkler Meselesi” gibi başlıklar içeriyor.

 

Kaynak: https://vimeo.com/62683715