Kategori: Sağlam Adamlar

İnsan Belgeseli

Teknik bir konu üzerine odaklanmış programları izlemeyi severim. Nasıl yapılır, Mega Yapılar, Uçak Yapımları, bazen Top Gear. Birkaç deli adamın çalışarak meydana getirdiği bir projenin başlangıç aşamasından başlayan mücadelenin bitişine kadar izlemek keyif verici olabiliyor.

TRT Haber kanalında “İnsan” adından bir belgesele denk geldim. Çok hoş hazırlanmış. Yıllardır “Discovery”, “National Geographic” gibi kanallarında de izlemeye alışık olduğumuz 10 dakikalık kısa formatta hazırlamış, görüntülerdeki detayların çok hoş olduğu, belgeselde işlenen konunun inanılmaz sadeleştirildiği öyle ki belgesel bittikten sonra 40 dakikalık bir yapım izlemiş hissi veren, doyurucu ve konun ruhunu hissettiren bir yapım.

F1 Pilotu Ayrton Sennayı tanımadan “Senna” belgeselini izlediğimde çok duygulanmıştım. Adamın verdiği mücadele inanılmazdı. İnsan belgeselinde aynı frekansa işlenmiş, Hikmet abinin hikayesini izlerken aynı şeyleri hissettim. Ülkemizin insanlarının sahibi olduğu bu değerlerin kaliteli yapımlarla belgeselleştirilmesi mutluluk verici.

Hikmet abiden aldığım notlar;

  • Direk beyni sıfırlıyorsun kuşlara odaklanıyorsun. (Şimdi neden en değerli şeydir?)
  • İşteki başarı adamı tatmin etmez ama kuştaki başarı adamı tatmin eder. Kuşlarla sadece telepati yoluyla anlaşıyorsun başka hiçbir türlü anlaşma yolun yok.
  • Güvercinlerden talep beklemiyorsun onların ne istediğini sen bulmak zorundasın. (Neyi arıyorsan O’sun sen – Mevlana )
  • Güvercinlerle konuşuyorum ama onlar anlamıyor tabi ki : )
  • Havyanlar insanlara zarar vermiyor, biz birbirimize zarar veriyoruz.
  • Yarışlara katıldım hiçbir başarı yok, üzerine yoğunlaştım.
  • Güvercini eline aldığın anda ondan ayrılma şansın yok.

 

Siyasal Cinayetler

Rob Hughes’ın 2006 Dünya kupası sonrası yazdığı makaleyi Hıncal Uluç çevirmiş. Çok iyi ayrıntılar var.

Hitler 1936 Olimpiyatları’nı bu statta ari ırkın sportif üstünlüğünü dünyaya kanıtlamak için organize etmiş ama şeref tribününde bir zenci Jesse Owens‘in dört altın madalya alışını izlemek zorunda kalmıştı. Owens tarih yazmıştı, ama orada gene de siyasal cinayetler işlenmişti.

Maratonu kazanan Koreli Sohn Kee Chung‘a madalyası, adının Son Ketei olduğunu kabul edene kadar verilmemişti. Yüzyılın başında Japonya Kore’yi işgal etmiş, kazanan Koreli olduğu halde direğe Japon bayrağı çekilmiş, tam 60 yıl, Japonya, Kore’nin Olimpiyat tarihinden bir altın sayfayı çalmıştı.”

Kaynak http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/uluc/2006/07/13/Buyuk_bir_kariyere_acikli_final

Arthur Ashe

Tanrı böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti?

– Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar. 5 milyonu tenis oynamayı öğrenir. 500 bini profesyonel tenisçi olur, 50 bini
yarışmalara girer, 5 bini büyük turnuvalara erişir, 50’si Wimbledon’a
kadar gelir, 4’ü yarı finale, 2’si finale kalır. Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Tanrı’ya ‘Neden ben?’ diye hiç sormadım. Şimdi sancı çekerken, ona nasıl ‘Niye ben’ derim?
Mutluluk insanı tatlı yapar. Başarı ışıltılı. Zorluklar güçlü. Hüzün insanı insan yapar. Yenilgi mütevazı. Tanrı’ya asla ‘Neden ben?’ diye sormayın. Ne olacaksa zaten olur…” İmza: Arthur Ashe.

Arthur Ashe

Ashe, tenis oynadığı yıllarda tenisin 1 numaralı adamı. Şimdinin sporcuları Messi, Ronaldo, Tiger Woods’u gibi. Okuduklarımdan anlayabildiklerim kadarıyla hayata 40 – 0 geriden başlayıp zorluk kavramını iliklerine kadar yaşamış, durumu 40-40 a kadar getirmiş ama hayat mefhumu sanki “vay sen misin bana bunu yapan” der gibi avantajı en trajik şekilde elde etmiş. A

6 Şubat 1993’te AIDS’e bağlı olarak gelişen zatürre sebebiyle hayatını kaybetsede  “zenci olmak aids olmaktan daha zor” diyerek durumu özetlemiştir.

 

Ekşi Sözlük https://eksisozluk.com/arthur-ashe–576737 

Wiki http://tr.wikipedia.org/wiki/Arthur_Ashe 

Kısa kısa notlar;

Dünyada bir numara olmuş ABD’li tenisçi. Kariyerinde üç Grand Slam şampiyonluğu olan Ashe, bu performansla en iyi ABD’li tenisçilerden biriydi.

Afrikalı-Amerikalı Ashe, ABD Davis Kupası takımına seçilen ilk siyahi sporcuydu. Ashe Wimbledon, Amerika Açık veAvustralya Açık’ı kazanan tek siyah olmuştu

 

Dünyada bir numara olmuş ABD’li tenisçi. Kariyerinde üç Grand Slam şampiyonluğu olan Ashe, bu performansla en iyi ABD’li tenisçilerden biriydi.

Afrikalı-Amerikalı Ashe, ABD Davis Kupası takımına seçilen ilk siyahi sporcuydu. Ashe Wimbledon, Amerika Açık veAvustralya Açık’ı kazanan tek siyah olmuştu

Ashe’nin annesi Mattie Mart 1950’de, henüz 27 yaşındayken gebelikteki toksik etkilere bağlı gelişen (günümüzde preeklampsi olarak bilinen) rahatsızlıklarla yaşamını yitirdi. Ashe ve kardeşi, tamirat işleri yapan babaları tarafından büyütüldü.

Genç Ashe oyunuyla Sports Illustrated’in dikkatini çekmeyi başardı. 1963’te Kaliforniya Üniversitesi, Los Angeles(UCLA)’tan tenis bursu kazandı.

Kardeşi Johnnie onun yerine orduda ekstra görev yapmayı kabul edince, Ashe Vietnam Savaşı için orduya girmek zorunda kalmamış, böylece şampiyonaya katılabilmişti.

Ashe aynı yıl hem amatör hem de açık ülke şampiyonasını kazanan tek tenisçi olmayı başardı.

1972 de  Güney Afrika yönetimi tarafından vize başvurusu geri çevrilen oyuncu, bu sebeple Güney Afrika Açık’a katılamadı.

1940’larda dünyanın bir numarası olan Jack Kramer, 1979 tarihli otobiyografisinde Ashe’yi tüm zamanların en iyi 21 oyuncusundan biri olarak nitelemişti.

Ashe 1980’lerin başında geçirdiği bypass ameliyatı sırasında verilen kanlardan HIV kaptı.

Ashe ve doktorlar, virüsün kaynağının sporcunun ikinci kalp ameliyatı sırasında verilen kanlar olduğu fikrinde birleşti.

6 Şubat 1993’te AIDS’e bağlı olarak gelişen zatürre sebebiyle hayatını kaybetti.

Ölüm törene 6000’den fazla kişi katıldı.

Şimdi neden en değerli şeydir?

Zaman hiç de değerli bir şey değildir, çünkü o bir illüzyondur. Sizin değerli olarak algıladığınız şey zaman değil, zamanın dışındaki tek noktadır:Şimdi. O gerçekten değerlidir. Siz zaman -geçmiş ve gelecek- üzerinde ne kadar çok odaklanırsanız, Şimdi’yi var olan en değerli şeyi de o kadar çok kaçırırsınız.

Şimdi neden en değerli şeydir? Birincisi, çünkü o tek şeydir. O var olan her şeydir. Ebedi şimdiki an, içinde tüm yaşamınızın geliştiği yerdir, o değişmez tek etkendir. Yaşam şimdidir. Yaşamınızın şimdi olmadığı bir zaman asla olmamıştır ve olmayacaktır. İkincisi, Şimdi sizi zihnin sınırlarının ötesine götürebilecek tek noktadır. O sizin sonsuz ve form’suz Var’lık alemine tek giriş noktanızdır.

Eckhart+Tolle[1]

Şimdi’nin Gücü Etkhart Tolle.

Ömer Durmaz ISType 2012

 

Grafik tasarımın Türkiye’deki izleri üzerine geçmişten günümüze belgeler toplayan grafik tasarımcı Ömer Durmaz, bir ‘tasarım tarihçisi’ olmadığını özellikle vurgulayarak araştırması sırasında tuttuğu mütevazı notları bu sunumla dolaşıma açmayı ve gelecekte yazılacak bir Türkiye Grafik Tasarım Tarihi kitabı için mimler koymayı amaçlıyor. Erken Cumhuriyet döneminde grafik tasarımın oluşumuna dair hareketlenmelere değinecek sunum; “Elifba’dan Alfabe’ye”, “Grafik Tasarımın Gelişimindeki Öteki Aktörler”, “Grafik Tasarım Tarihimizde İlkler Meselesi” gibi başlıklar içeriyor.

 

Kaynak: https://vimeo.com/62683715

mehmet ali birand kendine yazdığı mektup

“Sen, şimdi şu satırları okuyan Mehmet Ali!
Çok acı ve zorluk çektin hayatta…
Mesut olmanın ne olduğunu öğrendin.
Yalnızlığı tattın, hem de iliklerine kadar…
Şimdi her şeyin var.
Her şeyi unut ve sadece tatlı tatlı yaşamaya bak.
Bol bol gül, yağmur altında dolaş, mehtapta denizi seyret ve bol bol aşık ol dostum…
Bunlar benim şu anda yapamadığım ve hasret duyduğum şeyler.
Mesut olmasını öğrendin.
Egoistlik etme de etrafını da kendini de mesut et.
Etrafından merhamet, yardım görmeden, kendi kendinle zorluklara karşı mücadele etmesini öğrendin. Hakiki kuvvetin burada meydana çıktı.
Bugünleri hatırla ve hem mesut ol hem de etrafını mesut et.

Bak benim başucumdaki saat hala tık tık ediyor.
Alçım kaşınıyor.
Şimdi yatıp yarını düşüneceğim.

Ya sen?..”

Teknoloji tüketime hizmet ederse – ŞEREF OĞUZ – Sabah – 13 Ocak 2013

Teknoloji tüketime hizmet ederse
İhtiyaçlar sınırlı, istekler sonsuzdur. Ekonomi de zaten sınırlı kaynaklarla bu sonsuz istekleri karşılama sanatı değil midir? İsteğin öteki adı sahte ihtiyaçtır ve bu kavram bizi,tüketim toplumu dinamiklerine taşımaktadır.
Jean Baudrillard’a kulak veriyoruz: “Gerçek ihtiyaçlar ile sahte ihtiyaçlar arasındaki ayrımın ortadan kalktığı tüketim toplumunda birey, tüketim mallarını satın alma ve sergilemenin, toplumsal bir ayrıcalık ve saygınlık getirdiğine inanır.”
Baudrillard bu süreçte insanların, bir yandan kendini toplumsal olarak diğerlerinden ayırt ettiğine inanırken, bir yandan da tüketim toplumuyla bütünleştiğini söyler.

http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/oguz/2012/10/15/teknoloji-tuketime-hizmet-ederse

Üç dil

ÜÇ DİL

En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
En azından üç dil
Birisi ana dilin
Elin ayağın kadar senin
Ana sütü gibi tatlı
Ana sütü gibi bedava
Nenniler, masallar, küfürler de caba
Ötekiler yedi kat yabancı
Her kelime arslan ağzında
Her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla
Kök sökercesine söküp çıkartacaksın
Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek
Her kelimede bir kat daha artacaksın

En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Canımın içi demesini
Kırmızı gülün alı var demesini
Nerden ince ise ordan kopsun demesini
Atın ölümü arpadan olsun demesini
Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
İnsanın insanı sömürmesi
Rezilliğin dik alası demesini
Ne demesi be
Gümbür gümbür gümbür demesini becereceksin

En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil
Çünkü sen ne tarih ne coğrafya
Ne şu ne busun
Oğlum Mernus
Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.
Bedri Rahmi EYUBOĞLU


http://www.siir.gen.tr/siir/b/bedri_rahmi_eyuboglu/uc_dil.htm